Son Haberler
BIRAK YAPSINLAR ÇAĞI - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

BIRAK YAPSINLAR ÇAĞI

Yazar: Nur KARABULUT | 16.12.2025
2025 yılına veda etmemize az kaldı. Nasıl bir yıl geçirdiniz? Peki, gelecek yıl için ne gibi planlarınız var? Hangi alışkanlıkları edinmeye çalışacaksınız? Karar vermediniz mi? Yatırımlarınızı nasıl değerlendireceksiniz ya da yatırım yapabilecek misiniz?
Gelecek yıl için hedefler, yeni alışkanlıklar, yatırım planları… Bunların hepsi kağıt üzerinde güzel duruyor ancak Türkiye gibi kırılgan ekonomilerde bir sabah borsanın çakılması, bir sektörün çökmesi ya da işsiz kalmak ihtimal dahilinde değil, neredeyse rutindir. O yüzden belki de en gerçekçi plan belki de hiç plan yapmamaktır.
Tam da bu belirsizlik ikliminde, son dönemin gözde kişisel gelişim akımlarından biri piyasaya sürüldü. “Bırak yapsınlar.” İnsanları düzeltmeye çalışma, sistemi sorgulama, haksızlıkla uğraşma… Hepsini bırak. Kimse seni dinlemiyor zaten.
Kapitalizm, yeni kitabını yazdı ve tüm dünyada çok da satıldı. Zaten bireyselliğe ve yalnızlığa itilen ve fakirleşen dünya sorumluluktan da kurtuldu. Kimseyi önemsememek ve herkesin canının istediğini yapmasına izin vermenin manifestosu da yazıldı. Bu yaklaşım, yeni bir keşifmiş gibi pazarlanıyor. Oysa bu fikrin kökleri hiç de yeni değil.
Eski Bir Şiarın Yeni Ambalajı
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.”
(Laissez faire, laissez passer.)
Bu cümle, liberalizmin en bilinen şiarıdır. Şiar, slogan demek bu arada. 17. ve 18. yüzyıl Avrupa’sında, Aydınlanma düşüncesiyle birlikte ortaya çıkan liberalizm; bireyi, özgürlüğü ve mülkiyeti merkeze alan bir ideolojidir. John Locke; bireyin yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını savunurken, Adam Smith serbest piyasanın görünmez eliyle refahın artacağını iddia etmiştir. Hukukun üstünlüğü, sınırlı devlet ve piyasa özgürlüğü liberalizmin temel taşlarıdır.
On dokuzuncu yüzyılda liberalizm anayasal devletlerin ve kapitalist sistemin yayılmasında etkili oldu. 20. yüzyılda ise ikiye ayrıldı. Klasik liberalizm ve sosyal liberalizm. Sosyal liberalizm, özgürlüğün sadece kâğıt üzerinde kalmaması için devletin eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında sınırlı ama aktif rol üstlenmesini savundu.
Neoliberal Dönüşüm: Devlet Çekiliyor, Piyasa Geliyor
Burada başka bir kavramı da açıklamak da fayda görüyorum. O da neoliberalizm. Neoliberalizm; liberalizmin 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve özellikle ekonomi politikaları alanında etkili olan bir yorumudur. Bununla birlikte temel amacı; piyasa mekanizmalarının toplumsal ve ekonomik yaşamda belirleyici rolünü artırmak ve devletin ekonomideki rolünü asgariye indirmektir.


Büyük Buhran sonrası güçlenen Keynesçi sosyal devlet anlayışına tepki olarak gelişen neoliberalizm, devletin ekonomiden çekilmesini savundu. Friedrich Hayek ve Milton Friedman bu düşüncenin teorisyenleriydi. Öz olarak yazmak gerekirse; bu yaklaşım, serbest piyasanın kaynak dağılımında en etkin mekanizma olduğunu savundu.
Neoliberal politikalar; ilk kez 1973 darbesi sonrası Şili’de uygulandı. Özelleştirmeler, sendikaların zayıflatılması, fiyat kontrollerinin kaldırılması ve sosyal harcamaların azaltılması bu laboratuvarın temel adımlarıydı. 1980’lerden itibaren Reagan ve Thatcher dönemlerinde bu model Batı dünyasında yaygınlaştı. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar aracılığıyla küresel bir norm haline geldi.
Türkiye’de ise; bu sürecin adı net olarak 24 Ocak 1980 kararlarıdır. Hemşerim de olan Turgut Özal’ın mimarlığını yaptığı bu dönüşümle ithal ikameci model terk edildi, serbest piyasa kutsandı ve devlet küçültüldü. Özelleştirmeler, finansal serbestleşme ve küresel entegrasyon hız kazandı. Bu sürecin bugün hâlâ devam ettiğini rahatlıkla görebiliyoruz.
Bırak Yapsınlar Teorisinin Bedeli
Bugün “Let Them” felsefesi, bireysel düzeyde kulağa özgürleştirici gelebilir. Başkalarının davranışlarını kontrol etmeye çalışmamak, kendi tepkilerine odaklanmak psikolojik olarak rahatlatıcı olabilir ancak bu yaklaşım bir devlet politikası haline geldiğinde sonuçlar değişir.
Nitekim veriler ortada. TÜİK’e göre 2024’te, eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin %50’si esas alındığında Türkiye’de yoksulluk oranı %13,6’ya yükseldi. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski ise %29,3 seviyesinde. Gelir dağılımı daha da bozuldu: 2023’te Gini katsayısı 0,433 olarak hesaplandı. En zengin %20 toplam gelirin yaklaşık %49,8’ini alırken, yoksul kesimin payı küçüldü.
Bu tablo bize şunu gösteriyor. Herkesin “kendi başının çaresine bakması” beklenen bir düzende, bedeli toplum ödüyor. Sosyal devlet geri çekildikçe, yoksulluk bireysel bir kusur gibi sunuluyor. Yakında çipsiz yoksullara hastanelerde bakılmayacağına dair bir politika öne sürülürse şaşırmayın. Oysa pazarda istediğini alamayan vatandaşın sorunu kişisel değil, politiktir. Devletler de sağlıklı ve işe yarayan politikalar üretmek için vardır. Yanılıyor muyum yoksa?
Velhasıl, “bırak yapsınlar” çağında bırakılan şey yalnızca insanlar değildir. Sosyal haklar, eşitlik ve dayanışma da sessizce terk ediliyor. Hak temelli sosyal politikaların yerini hayırseverlerin merhameti alıyor.
Vatandaş boyutuna gelirsek eğer; önümüzdeki yıl muhtemelen bütçeleriniz biraz daha daralacak ve alım gücünüz daha da düşecek. Ekonomi, mahkemelere yük bindirerek düzeltilemeyeceği de kesin. Peki, gelecek yıl için ne gibi planlarınız var? Hangi alışkanlıkları edinmeye çalışacaksınız? Karar vermediniz mi? Belki seneye neyi bırakacağınızın bir listesini yapmaya da başlayabilirsiniz.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.