Son Haberler
KÜÇÜK ODALAR VE İTAATKARLIK FELSEFESİ ÜZERİNE - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

KÜÇÜK ODALAR VE İTAATKARLIK FELSEFESİ ÜZERİNE

Yazar: Nur KARABULUT | 12.01.2026
Senenin ilk günlerindeyiz. Ankara da kış kendini iyice gösterdi. Gerçi ülkenin tamamında dereceler eksiye düştü artık. Kuğulu park donmuş ve yollar da film sahnelerini unutturan artistik kaymalar yaşamamak için yavaş adımlarla yürüyoruz. Türkiye genelinde ise;vatandaş yeni zam haberlerini güncelleme adıyla alırken, Amerika kendince yeni bir petrol kaynağı bulmuş gibi görünüyor. Savaşları bitirip Nobel alacakken,savaşı başlatmak kısmet oldu Trump’a. Ne diyelim? Bugün oraya yarın buraya Trump bu kim bilebilir?

Dünya Bir Bina Şeklindedir
Tüm dünyayı geniş ve büyük bir bina gibi düşünebiliriz. Her bir ülke de bir oda olsun mesela. Ağırlık merkezi de bir masada olsun odanın. Masada kağıtlar varve belki damga pulları. Kağıtların dili nettir. Kalem de kılıçtan gerçekten keskindir. Soğuk, sabırlı ve önceden yazılmış kararlar sırayla hayata geçirilir. Bu odalarda hak kelimesi fazla iddialı bulunur.
Camın önünde bir saksı var. İçerisinde soluk yeşil bir bitki. Ölmeyecek kadar sulanmışfakat pek de canlı sayılmaz. Bizim vatandaşa benziyor hali biraz. Elinde bir dosya, başı öne eğik ve kamburu çıkmış. Oysa odanın sahibi “hep dik durun” der kendini motive etmek istediğinde. Kurallara uymamış ve kredi borcunu başka bir bankadan aldığı krediyle kapatmaktan utanmış adam nasıl dik dursun demez. Bir tek kendi dik ve bir tek kendi adam kalsın yeter zaten.

Kamusal Alan
Eski bir kamu binasının giriş katında bu oda. Plastik sandalyeler, floresan ışık ve tahta masanın üzerinde bir yığın dosya. Ne kadar da çok çalışılmış gibi . Oysa her şey dijital oldu sanıyordum son zamanlarda. Çekmecede görülen de ne? Bir kışlık atkının bordo ipleri. Pencereden ışık girmeyen, soluk benizli, vitaminsiz ve buruşmuş insanların sırada beklediği küçücük bir odadayız şu anda.
Eskiden bu odalar daha geniş olurmuş diyorlar. Aynı dili konuşurmuş içeridekiler, Şimdi ise ön sıradaki arkadakini anlamaz olmuş. Masanın üzerinde sarı zarfların sayısı artmış. Birazı da ceket ceplerinde, kilitli çekmecelerde ve ayakkabı kutularında. Oda küçüktü eskiden de amma velakin gittikçe küçülüyor uzayın ve sarayın aksine. Üstümüze geliyor yavaş yavaş duvarlar.
Sıvası dökülmüş, kapı kolu kırık ve yoksulluğun giderek arttığı bir odadayız şu anda. İçeridekilerin sesi ocağın altını kısar gibi kısmışlar. Kelimeleri adli takipte takılı kalmış belli ki. Masada dilekçeler, formlar ve ansiklopedik iddianameler. Kim hafızlığını yapacak bu kadar metnin ve kim hatmedecek acaba?
Zamanda farklı işliyor bu odada. Gülümsemek yasak, bayramları kutlamak yasak ve umut etmekse hem tehlikeli hem de yasak. Diğer odaların üç katı gündemimizle, beş katı hızla yaşıyoruz hayatı. Zebercet’in duvar saati gibi kurmayı unutmuş saati, odanın karakterli sahibi. Rasyonel düşünmeye haliyle ne vakit kalıyor ne de mecal.
Çocuklar okula değil işe gidecek, artık herkes hastaneye gidemeyecek, hakların yerini kamyonlardan fukaranın kafasına atılan karbonhidratlar atacaklar ve yola devam mı?

Yeniden Doğuş ya da Diriliş
Bir odada yaşıyoruz hep beraber vesselam. 2026, hem bizim için hem dünya için daha zor bir yıl olacak emin olun. Kehanet olarak bakmayın aman buna. Bu hafta verilere boğmak istemedim sadece yazımı. Yeni yılın ilk yazısı yumuşak ve uyumlu olsun istedim ve biraz edebiyat yaptım yukarıda.
Bir yılın bitip diğerinin başlamasını kutlamak ve gelecekten güzel günler beklemek yanlış bir şey değildir. Eşime Aliya İzzetbegoviç’in “ İslami Yeniden Doğuşun meseleleri”adlı bir kitap hediye ettim yılbaşında. Şöyle demiş kendisi kitabında: “Müslüman mı yetiştiriyoruz yoksa hizmetkar mı ya da köle mi?”
Allah’a itaat etmek kabul edilebilir fakat kula boyun eğme diye bir şey yoktur arkadaşlar İslam’da. Kullar kendi aralarında eşittir. Her yerde kıymetimizi bilin, şükredin, özür dileyin ve karşımızda eğilin diyen insanların şiarı dik durmaksa bir yerlerde bir yanlış vardır.

Müslüman Haksızlığa Boyun Eğmez
Tokat atana diğer yanağını çevirmek İslam’ın değil Hristiyanlığın bir öğretisidir. Müslüman; dik durur, hakkını yedirmez ve boyun eğmez. El pençe divan durmaz başka ölümlü ve kul olduğu kesin olanların önünde.
Sizi gittikçe daralan bir odaya sıkıştırmış, “efendi kalın, ses çıkarmayın”diyenlere kul olmanız gerekmiyor. Ne mutlu özgüvensiz, itaatkâr, sömürülebilir ve korkak bir halka sahip olana? Tek amaçları yüklerini tutmak emin olun.
Suçlu olan siz değilsiniz asıl siz dik durun ve haklarınızı minnet gibi sunan uyanık mandacılara yeter demesini bilin. Dinimizde böyle bir emir yok. Allah’tan başkasına bir şey borçlu değilsiniz. Azameti ve otoritesi “sahte” olanlara kulluk etmek Allah’a şirk koşmaktır.

Emperyalizm Hatırası
Eğitim ve kültürel seviyesi bir halkın ne zaman düşmeye başlamışsa geri kalmaya ve bir üçüncü dünya ülkesi olmaya mahkumdur. Müslümanlar ne zamanki emperyalizmin uşağı olmuş liderlerin elini öpmeye ve meşruiyet istemeye başladılarsa işte o zaman kıyamet kopmuş çoktan demektir.Siz bir odada gaz bulutu gibi sıkışmış güzel kalpli vatandaşlarımız dikkatli olun. Cehenneme giden yolda iyi niyet taşlarıyla bezelidir.
En azından çocuklarımızın ezilmesine izin vermeyin. Geçmişin sadece“zafer!”dolu hatıralarıyla ekranlarda uyuşturulmuş bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Oysa müslüman doğru yolunda gider ve bunu yaparken de müsaade istemeyecek kadar onurludur.
Kararlı, özgüveni yüksek ve çalışkandır. Müslüman daha iyi yönetilmek üzere yetiştirilmiş ve kul olma programı yüklenmiş bir yazılım ürünü değildir. Geçmişteki başarıları alıp yenilgileri unutturmaya çalışarak bir yere varamayız. Bugün, bu çağda ve bu ülkede kendimiz için doğru bir şeyler yapmalıyız.
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.